Yaşadıklarımız ve Anlam Üzerine

Hafta sonuna başlarken küçük bir soru: İş hayatında bizi gerçekten yoran şey yaşadıklarımız mı, yoksa onlara verdiğimiz anlam mı?
Kriz anlarında aynı durumun insanlar üzerinde neden bu kadar farklı etkiler yarattığını uzun zamandır gözlemliyorum.
Bir kişi henüz olayın ilk anında en kötü senaryoları üretmeye başlıyor. Diğeri duruyor, nefes alıyor ve şu soruyu soruyor:
“Şu an elimizde ne var ve buradan ne yapabiliriz?
İş hayatında yıllar içinde fark ettiğim önemli bir şey var:
Olaylar çoğu zaman objektiftir. Ancak yaşadığımız deneyimi belirleyen, o olaya verdiğimiz anlam ve gösterdiğimiz tepkidir.
Pazar koşulları değişiyor. Projeler beklenmedik şekilde aksayabiliyor. Ekipler zor dönemlerden geçebiliyor. Belirsizlik ise artık istisna değil, iş hayatının doğal bir parçası.
Bu noktada belirleyici olan yalnızca karşılaşılan problem değil; kişinin o problemin içinde nasıl konumlandığı.
Çünkü çoğu zaman bizi zorlayan şey olayın kendisinden çok, zihnimizde onun etrafında kurduğumuz hikâye oluyor.
Panik, odağımızı seçeneklerden uzaklaştırır.
Sakinlik ise kontrol alanımızı görmemizi sağlar.
Liderlik de belki biraz burada başlıyor:
Her şey yolundayken değil, belirsizlik anlarında nasıl tepki verdiğimizde.
Durumu inkâr etmek değil.
Zorluğu küçümsemek değil.
Ama enerjiyi “neden benim başıma geldi?” sorusundan alıp “buradan ne öğrenebilirim, nasıl ilerleyebilirim?” sorusuna taşıyabilmek.
Çünkü bazen farkı yaratan, başımıza gelenler değil; onlara nasıl karşılık verdiğimiz oluyor.
Sizce zor zamanlarda insanı asıl ileri taşıyan şey nedir: deneyim, bakış açısı, dayanıklılık yoksa başka bir şey mi?



Yorumlar