top of page

Koçlukta Empati: İnsanlar Çözümden Önce Neden Anlaşılmak İster?

Empatiyi Uzun Yıllar Yanlış Öğrendik Sanıyorum

Empati

Bize empati; birine çok üzülmek, onun yükünü sırtlanmak ya da onun acısını kendi üzerimize almak gibi anlatıldı.

Oysa zamanla fark ettim ki empati, bir başkasının hikâyesinde kaybolmak değil; onun hikâyesinin kapısında saygıyla durabilmekmiş.

Çünkü bir insanı anlamak ile onun yerine geçmek aynı şey değil.

İnsanlar Çoğu Zaman Çözümden Önce Anlaşılmak İstiyor

Birisi zor bir dönemden geçerken çoğu zaman hemen çözüm üretmeye çalışıyoruz:

"Boş ver.""Takma.""Geçer."

Belki de karşımızdaki duyguyla karşılaşmak bize zor geliyor.

Sessizliğe dayanmak kolay olmuyor.

Oysa insanlar çoğu zaman çözümden önce anlaşılmak istiyor.

Empati; karşındaki insanın duygusunu düzeltmeye çalışmadan önce onu görebilmektir.

“Ne hissediyorsun?” sorusunun arkasında gerçekten durabilmektir.

Sadece söylenenleri değil, söylenmeyenleri de duymaya çalışmaktır.

Bazen empati:

  • Konuşmak değil dinlemektir

  • Tavsiye vermek değil beklemektir

  • “Seni tam olarak anlayamam belki ama anlamaya çalışıyorum” diyebilmektir

Koçlukta Empati Neden Farklıdır?

Koçlukta empati çok daha incelikli bir yerde durur.

Bir koç danışanının hikâyesine girer; onun yerine yaşamaz.

Onun duygusunu hisseder, kendi duygusuna dönüştürmez.

Çünkü koçlukta amaç danışanın yükünü taşımak değildir.

Amaç, danışanın kendi gücünü fark etmesine alan açmaktır.

Bir danışan:

"Çok sıkışmış hissediyorum."

dediğinde koç hemen:

"Ben olsam şöyle yapardım..."

demez.

Bunun yerine bazen şöyle sorar:

  • Bu sıkışmışlık bedeninde nerede?

  • Bu duygunun bir sesi olsaydı sana ne söylerdi?

  • Bu durum sana ne anlatmaya çalışıyor olabilir?

Çünkü koç cevabı kendi içinde değil, danışanın içinde arar.

Güçlü Dinleme: Söylenmeyeni Duyabilmek

ICF yaklaşımında güçlü dinleme sadece kelimeleri duymak değildir.

Ses tonunu...

Duraksamaları...

Tekrarlanan cümleleri...

Ve bazen söylenmeyeni fark etmektir.

Çünkü kimi zaman bir danışanın uzun uzun anlattığı hikâyenin içinde en önemli şey söylediği cümle değil, söyleyemediği cümledir.

Ve belki koçlukta en zor becerilerden biri de budur:

Karşındaki insanın duygusuna yaklaşırken kendi merkezini kaybetmemek.

Empati Birinin Kuyusuna Düşmek Değildir

Empati, birinin kuyusuna düşmek değildir.

Kuyunun kenarında onunla birlikte kalabilmektir.

Sessizce.

Yargılamadan.

Kurtarmaya çalışmadan.

Sadece orada olarak...

Koçluk ise burada bir adım daha atar.

Çünkü koçluk sadece kuyunun başında beklemek değildir.

Kişiye, o kuyudan çıkabilecek gücün kendi içinde hâlâ var olduğunu hatırlatmaktır.

Bazen insanlar ne yapacaklarını bilmedikleri için değil, sahip oldukları gücü unuttukları için sıkışırlar.

Yaşadıkları hayal kırıklıkları, korkular ve tekrar eden hikâyeler o gücün üzerini örter.

Koç, kişiyi kuyudan çıkaran biri değildir.

Elini uzatıp onu çekmez.

Merdiveni de kendisi kurmaz.

Kimi zaman karanlıkta unutulmuş bir ışığı işaret eder:

"Daha önce zor zamanları nasıl aştın?""Şu an göremediğin hangi gücün sana eşlik ediyor olabilir?""İçindeki hangi ses yeniden konuşmak istiyor?"

Çünkü koç bilir:

Cevap çoğu zaman dışarıda değil, insanın kendi içindedir.

Belki Gerçek Empati Burada Başlıyor

Bir insanın kırılganlığını görebilmek kadar, onun gücünü de görebilmek...

Bazen insanlar akıl verildiği için değişmez.

Birisi onlara, unuttukları kendilerini yeniden hatırlattığı için değişir.

🦋 Belki bugün kendimize şu soruyu sorabiliriz:

Ben gerçekten dinliyor muyum, yoksa cevap vermek için mi bekliyorum?

Yorumlar


bottom of page